|
|
Arþiv
|
Tuesday, 02 May 2006 |
|
NAZIM HÝKMET Ben, bir insan, ben, Türk þairi komünist Nâzým Hikmet ben, tepeden týrnaða iman, tepeden týrnaða kavga, hasret ve ümitten ibaret ben... Þair Nazým Hikmet, 1902 yýlýnda Selanik'te doðdu. Çaðdaþ Türk þiirinin büyük ustasý Nazým Hikmet (Ran), babasý Hikmet Nazým tarafýndan Mehmet Nazým Paþa'nýn, annesi Celile Haným tarafýndan Leh asýllý Mustafa Celalettin Paþa'nýn torunuydu. Göztepe Taþmektep'teki ilk öðreniminden sonra Galatasaray ve Niþantaþý sultanilerinde okudu. Balkan Savaþý yenilgisinden duyulan üzüntüyü dile getirdiði 'Feryad-ý Vatan' ve 'Þehit Dayýma' gibi ilk þiirlerini çocuk denebilecek yaþlarda yazdý. 14 aralýk 1914 tarihli 'Bir Bahriyelinin Aðzýndan' baþlýklý þiirini aile dostlarýndan Bahriye Nazýrý Cemal Paþa'ya okuyunca, çok duygulanan paþanýn isteðiyle Niþantaþý Sultanisi'nden ayrýlýp Bahriye Mektebi'ne kaydoldu. Buradaki öðretmenlerinden Yahya Kemal'in ilgi ve desteðini gördü. Bahriye Mektebi'ni bitirdikten sonra Hamidiye Kruvazörü'ne stajyer güverte subayý olarak atandý. 1919 kýþýnda zatülcenbe yakalandý, iyileþemeyince 17 mayýs 1920'de çürüðe çýkarýldý. Ýstanbul'un iþgali üzerine 'Kýrk Haramilerin Esiri', 'Yaralý Hayalet', 'Çanakkale Masalý', 'Sarý Zeybek' gibi ulusalcý þiirler yazdý. 'Alemdar' gazetesinin açtýðý yarýþmada 'Bir Dakika' adlý þiiriyle birinci oldu. 1921 baharýnda Milli Mücadele'ye katýlmak amacýyla Vala Nurettin (Va-Nu), Yusuf Ziya (Ortaç) ve Faruk Nafiz (Çamlýbel) ile Ýnebolu'ya geçti. Ankara'dan 'harcýrah ve müsaade' beklerken tanýþtýðý komünist eðilimli Spartakistlerden Sovyet Devrimi'ni öðrendi. Beklenen izin gelince Va-Nu'yla birlikte Ýnebolu'dan Ankara'ya yürüyerek gitti. Kendilerinden istenen ilk görev Ýstanbul gençliðini Milli Mücadele'ye çaðýran bir þiir yazmalarýydý. Üç günde yazdýklarý þiir çok beðenildi ve 10 bin adet bastýrýlýp daðýtýldý. Bu arada Mustafa Kemal'e takdim edildiler. Cepheye gitmek için baþvurduklarý Matbuat Müdürü Muhittin Bey (Birgen) Milli Eðitim'de görev almalarýný istedi, öðretmen olarak Bolu'ya atandýlar. Gizli polis ve tutucu çevrelerin baskýlarý nedeniyle burada fazla kalamadýlar. Öðrenimlerini ilerletmek ve kendilerini koruyan Bolu Aðýr Ceza Mahkemesi Reis Vekili Hilmi Ziya Bey'in Sovyet Devrimi hakkýnda anlattýklarýný yerinde görmek amacýyla Trabzon üzerinden Batum'a gittiler (30 eylül 1921). 1922 temmuzunda Moskova'ya geçtiler ve Doðu Ülkeleri Emekçileri Komünist Üniversitesi'ne (KUTV) kaydoldular. Rus þiirini yakýndan izleyen, Mayakovski'yle tanýþan, konstrüktivist (sanatta geometrik biçimlerin aðýrlýklý olarak uygulayan bir akým. S.Z.) çevrelere giren Nazým'ýn gönderdiði bazý þiirler 'Aydýnlýk' ve 'Yeni Hayat'ta yayýmlandý. Ayný dönemde KUTV'da okuyan Nüzhet Haným'la evlendi. Üniversite bitince 1924 ekiminde sýnýrý gizlice geçerek Türkiye'ye döndü, 'Aydýnlýk' dergisinde çalýþmaya baþladý. Eþinden ayrýldý. 1925'te basýmevi kurmak için gittiði Ýzmir'de 'Aydýnlýk' yazarlarýnýn tutuklandýðýný, kendisi hakkýnda da 15 yýl gýyabi mahkumiyet kararý verildiðini öðrendi ve yine gizlice Moskova'ya gitti. 1928'de Bakü'de ilk þiir kitabý 'Güneþi Ýçenlerin Türküsü'nü yayýmladý. Ayný yýl, af yasasýndan yararlanmak amacýyla Türkiye'ye gizlice girerken yakalandý. Rize mahkemesince üç gün hapis cezasýna çarptýrýldýðý halde Ankara'ya gönderildi. Ankara'daki yargýlamada eski mahkumiyeti kaldýrýldý, ama gýyabýnda verilen üç aylýk mahkumiyeti çekmesine karar verildi. Bu süreyi zaten tutuklu olarak geçirdiði için serbest býrakýldý. Sertel'lerin (Zekeriya ve Sabiha Sertel) çýkardýðý 'Resimli Ay'da düzeltmen olarak çalýþmaya baþladý. 1929'da '835 Satýr'ý yayýmladý. 'Resimli Ay'da 'Putlarý Yýkýyoruz' baþlýklý ünlü kampanyayý baþlatarak dönemin yazarlarýný eleþtirdi. Ayný yýl çýkan 'Jokond ile Si-YaU'yu, 1930'da 'Varan 3' ve '1+1=1', 1932'de 'Benerci Kendini Niçin Öldürdü?' ve 'Gece Gelen Telgraf' izledi. Ýstanbul'da daðýtýlan bildiriler yüzünden 1933'te tutuklanarak Bursa'ya gönderildi. Dört yýllýk mahkumiyeti 1934 affý nedeniyle bir yýla düþtü. 1.5 yýldýr tutuklu olduðu için özgür kaldý. Ýstanbul'a dönerek Akþam'da Orhan Selim takma adýyla fýkra yazarlýðýna baþladý. 1935'te Piraye Altýnoðlu ile evlendi. 1936'da 'Simavna Kadýsý Oðlu Þeyh Bedreddin Destaný'ný yayýmladý. 1938'de ordu içinde komünizm propagandasý yapmak ve askeri isyana teþvik etmekle suçlanýp iki ayrý davadan 28 yýl 4 ay hapse mahkum edildi. Ýstanbul, Çankýrý, Bursa cezaevlerinde 12 yýl 7 ay yattý. Büyük yapýtý 'Memleketimden Ýnsan Manzaralarý'ný hapisteyken yazdý. 1946'da TBMM'ye baþvurarak 'adli hata'ya kurban gittiðini belirtti ve affýný istedi, ama sonuç alamadý. Þairin yok yere mahkum edildiðini söyleyen Ahmet Emin Yalman'ýn 1949'da Vatan'da baþlattýðý af giriþimi, 1950'de Nazým'ýn açlýk grevine baþlamasýyla geniþ çaplý bir kampanyaya dönüþtü ve Demokrat Parti'nin çýkardýðý af yasasýnýn kapsamýna alýnmasý saðlandý. 15 temmuz 1950'de özgürlüðüne kavuþtu ve geçimini senaryo yazarlýðýyla saðlamaya baþladý. 1951'de Piraye Haným'dan ayrýlýp Münevver Andaç'la evlendi. 'Saðlam' raporu verilerek askere sevk edileceðini öðrenince Romanya üzerinden Moskova'ya kaçtý. Sürgün yýllarýnda dünyanýn birçok ülkesini dolaþtý, konferanslar verdi, ama aklý hep Türkiye'deydi. 25 temmuz 1951'de yurttaþlýktan çýkarýldý. Bu karara, "beni Türklükten, halkýmýn evladý olmaktan hiçbir kuvvet çýkaramaz" diyerek tepki gösterdi. 1952'de Çin gezisi sýrasýnda geçirdiði enfarktüs krizinden sonra uzun süre doktor kontrolünde yaþadý. 3 haziran 1963'te bir kalp krizi daha geçirerek 'güzelim dünya elveda/ve merhaba/kainat' dedi. Nazým Hikmet, ilk þiirlerinde hece veznini kullanmasýna raðmen bireyci anlayýþtan uzak durmuþ, Tevfik Fikret, Mehmet Emin, Mehmet Akif gibi toplumsal içerikli þiir anlayýþýný seçmiþti. Sovyetler Birliði'nde tanýþtýðý devrimci ve yenilikçi sanat hareketleri, þiirinin biçim ve biçem açýsýndan hýzla deðiþmesini saðladý. Bir orkestra gibi kullandýðý serbest nazýmla özü biçimin baðlarýndan kurtardý. 1936'ya kadar yayýmladýðý þiir kitaplarýyla geleneksel þiirin deðerlerini kökünden sarstý. Yeni bir þair kuþaðýnýn yetiþmesine yol açtý. 'Þeyh Bedreddin Destaný'nda modern þiirin olanaklarý ile geleneksel biçimleri buluþturarak 'ulusal bireþim' saðlamayý baþardý. Düzyazý, senaryo, þiir tekniklerini harmanlayarak benzersiz bir yapý kurduðu 'Memleketimden Ýnsan Manzaralarý'nda Ýkinci Meþrutiyet'ten Ýkinci Dünya Savaþý sonrasýna uzana geniþ bir zaman diliminde, dönüþen Türkiye’nin toplumsal, siyasal ve kültürel sorunlarýnýn yaný sýra dünyanýn faþizm ve savaþ olgusunda odaklanan sorunlarýný da destanlaþtýrdý. Yüzyýlýmýzýn en büyük þairlerinden biri sayýlan Nazým Hikmet'in 1930'larýn sonlarýndan bu yana yasak olan þiirleri ana dilinde ancak ölümünden iki yýl sonra yayýmlanabilmiþtir. (http://nazim_hikmet_ran.sitemynet.com/15ocak.html) Þair Nazým Hikmet Ran; bir dünya þairi olarak, tüm insanlýðýn kurtuluþunu savunan bir dünya görüþüne sahipti. Þaire göre dünya insanlýðý ancak “toplumcu (sosyalist)” bir üretim biçimi kurtarabilirdi. Özel mülkiyetçi toplum modelleri insanlarýn sömürülmesine dayanýr. Ozana göre sömürü devam ettiði sürece de, dünyada barýþ, güven, varsýllýk ve eþitlik gerçekleþtirilemez. Toplumda ki tüm olumsuzluklar insanýn insaný ve doðayý alabildiðince sömürmesine dayanmaktadýr. Günümüzün Kapitalist toplum modeli, insanlýða savaþtan, açlýktan, yoksulluktan, iþsizlikten, haksýzlýktan, eþitsizlikten, saðlýksýzlýktan… baþka bir þey üretmemektedir. Geçmiþteki tüm özel mülkiyete dayalý sistemler de (Köleci, Feodal..) insanlýða yukarýda saydýðým olumsuzluklarý insanlýða yaþatmýþlardýr. Nazým Hikmet, aydýnlýkçý ve eþitlikçi duruþu, emperyalist ve kapitalist sömürüye karþý koyuþu ve tüm dünyaya “eþitlikçi” bir toplumun varlaþmasý yönünde verdiði savaþým sonucunda, sistem sahiplerini korkutmuþ ve yüzden yaþamý boyunca hep acý çektirilmiþtir. Çok sevdiði Anadolu topraklarýna doyamadan yaban ellerinde ölmüþtür. Onun ölmeden önceki en büyük özlemi kendi doðduðu topraklarda ölmek istemesidir. Bu kadar özlemi kendisine çok gören anlayýþlar halen ozanýn bu özlemini gerçekleþtirmiþ deðillerdir. 43 yýldýr halen ozanýn bu özlemini gerçekleþtiremeyenler, dünyaca tanýnan bu ulu ozanýn varlýðýný tanýmak istemeyenler, Nazým’ýn ölüsünden korkanlar, þunu bilsinler ki; o ulu ozan dünya varoldukça yaþayacak bir kimlik olarak kalacaktýr. Ama bu kararý almak istemeyenler ozanýn mezarýný bu topraklara getirmek istemeyenler yarýnlarda unutulup gideceklerdir. 43. ölüm yýldönümünde ozanýmýzý saygýyla ve sevgiyle anýyoruz. Onun saçtýðý ýþýk bizleri aydýnlatmaktadýr. Üzerinde yýldýzlar eksik olmasýn. daha fazla 02.06.2006
|
|
Son Güncelleme ( Sunday, 04 June 2006 )
|
|
|
Tuesday, 02 May 2006 |
|
Sivas iline baðlý bir ilçe merkezidir. Coðrafi Konum : Divriði ilçesi, Fýrat nehrinin kolu olan Çaltý Çayý vadisi yakýnýnda kurulmuþtur. Ýlçenin doðusunda Erzincan, batýda Kangal, kuzeyde Zara-Ýmranlý, güneyi ise Malatya ile çevrilidir. Ýlçenin yüzölçümü 2935 km2, rakýmý 1250 m dir. Ýlçe merkezi nüfusu 17530 , köyleri ile birlikte toplam 32.710 kiþidir. Ýlçenin önemli daðlarý, kuzeyde Çengelli Daðý (2650), Deli Dað (2150) Eferdi, Göldað ve Akdað'dýr. Güneyde Yama, Demirli, Geyikli Güneydoðuda Sarýçiçek, doðusunda Iðýnbat; batýda Dumluca yer alýr. Ýlçenin en önemli akarsuyu Çaltý ve uzerinde Mursal Baraji bulunan Hekme Çaylaridýr. Ýlçede karasal iklim özellikleri görülür. Kýþlarý çok karlý ve soðuk, yazlarý sýcak ve kurak geçer. Ýlçenin bazý daðlarýnda Meþe, Ardýç ve Çam türü seyrek orman alanlarý mevcuttur. Doða ve Tabiat Varlýðý : Ýlçenin güneydoðu yöresinde 2631 metre yüksekliketki Yama Daðý eteðinde 2020 metrede kurulu Mursal Köyü, özelliði nedeniyle yazlarý bölgenin mesire yeri olarak dikkat çekmektedir. Temiz havasý, yeþillikler içindeki tabiatý, bol ve temiz soðuk sularý ve Mursal Barajý ile yörenin en belirgin yeridir. Ýlçenin Tarihçesi : Ýlçenin tarihi geçmiþi Hititlere kadar dayanýr (M.Ö. 90) Roma devrinde Teprice-Tefrike denilen bu þehir XIII. asýrda Ýbn Bibi'nin Selçuk namesinde, diðer bazý eser ve kitabelerde "Divrik" olarak rastlanmaktadýr. Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesinde þehrin adý bugün olduðu gibi "Divriði" olarak yazýlmaktadýr. VII. Asrýn baþýnda sasanilerin istilasýna uðrayan Divriði ve yöresi, Heraklius tarafýndan Sasani yayýlmasýndan kurtarýlmasýndan çok geçmeden Arap ordularýnýn saldýrýlarýna ve güneyde yerleþmiþ askeri kolonilerden gelen akýnlara hedef oldu. Çevre halkýnýn baðlý olduðu Pavlikyen Mezhebi de Divriði'ye büyük önem kazandýrýyordu. Divriði'nin Türkler eline geçmesi Malazgirt Zaferi ile gerçekleþmiþtir. Doðu Anadolu Türk emirleri arasýnda taksim edilirken Erzincan ve yöresi Emir Mengücek'e düþmüþtür. Bu sülalenin bir kolu da Divriði'de hüküm sürmüþtür. Mevcut kitabelere göre bunlarýn devri XIII. yüzyýlýn ortalarýna kadar sürmüþ ve bu tarihten sonra Mengücek hanedanýnýn mülkü, Divriði'de Selçuklularýn eline geçmiþtir. Anadolu'daki Türk Birliðinin daðýlmasýndan sonra, Divriði'nin Mýsýr memluk yönetiminde kaldýðý görülür. 1398 yýlýnda Divriði, Osmanlý padiþahý I. Beyazýd tarafýndan, o devirde Mýsýr valisi olan Ýbrahim Þuhhi'nin oðlundan teslim alýndý.1401 yýlýnda Timur'un istilasýna uðradý. Divriði'nin Türk Birliðine kesin olarak katýlmasý Yavuz Sultan Selim devrinde Mercidabýk zaferinden sonra olmuþtur (1516). Osmanlý topraklarýna katýlan Divriði, Sivas eyaletine baðlý bir sancak merkezi oldu . Sivas ilinin yeniden düzenlenmesinden sonra Divriði, ilçe merkezi haline getirilmiþtir. Tarihi Deðerler : Divriði Kalesi : Bazý bölümlerin M.S. 9. yüzyýlda Pavlikanlarca yapýldýðý anlaþýlmaktadýr. Sur uzunluðu 1.5 km. kadardýr. Büyük bir kýsmý da Menðücekoðullarý tarafýndan 13. yüzyýlda yapýlmýþtýr. Ýçerisinde camii, sarnýç, zahire ambarý, kaya kovuklarýnýn izlerine hala rastlanmaktadýr. Bunlardan baþka Kesdoðan Kalesi, Odur (Kaya Burun) Kalesi bulunmaktadýr. Divriði sivil mimarisi, XII.yy dan XIX.yy kadar geliþti. 24 mahalle 1000 dolayýnda bakýmlý ev ve konak, 30 cami, 4 hamam ve 600 dükkanlý çarþý daðlarla çevrili yaþillik (Yeþil Divriði) arasýnda bayýndýr bir kent görünümündeydi. Divriði sivil mimari eserlerinden Divriði konaklarý görülmeye deðer eserlerdi. Ahþap iþçiliðin en güzel öðeleri sanatsal bir yapýda iþlenmiþtir. Bunlardan bazýlarý; Ýsmail Yýldýrým Konaðý, Alanlý Konaðý, Ayanoðlu Konaðý, Abdullah Paþa Konaðý, Refik Durdu Evi, Çankaya Evi, Sancaktar Zade Evi, Erçokluzade Yusuf Aða Evi, Muradoðlu Evi, Deli Osman Aða Evi, KalýpsýzEvi, Karsýlýoðlu Evi, Hafisoðlu Evi, Dizdarzade Eyüp Efendi Evi, Arýstakzade Evi, Yolgeçti Evi, Ede Bey Evi, Çalapverdizade Evi, Burnaz Paþa Evi, Sütmolla Evi, Mühürdazade Evi, Yýlankýrkamalýzade Evi’dir. Camiileri : Kale Camii: 1180 yýlýnda Süleyman Þah oðlu Emir Ýshak tarafýndan yapýlmýþtýr. Mimarý Maragalý Firuz' un oðlu Hasandýr. Kale Camii Türklerin en eski yapýsýndan biri olmasý sebebiyle çok büyük önem arz etmektedir. Ulu Camii ve Darüþþifasý : Ulu Camii, Mengücekoðullarýndan hükümdar Süleyman Þah oðlu Ahmed Þah tarafýndan 1228 yýlýnda yaptýrýlmýþtýr.1280m2'lik bir alana oturan camiiye, kuzey, doðu ve batý yönünde yer alan taþ süslemeleriyle hayret uyandýran üç güzel kapýdan girilmektedir. Darüþþifa ise, Behram Þah'ýn kýzý Melike Turan Melek tarafýndan 1228 yýlýnda yaptýrýlmýþtýr. Bu eþsiz anýt 768 m2'lik bir alana oturmaktadýr.18.yüzyýlda medrese haline getirildiði için Þifaiye Medresesi de denilmektedir. Cedit Paþa Camii: Ayný isimle anýlan mahallededir.1799 yýlýnda yapýlmýþtýr. Bezemeleri Ulu Camiinde görülen süslemelerin kaba bir taklididir. Minaresi siyah-beyaz kesme taþ örgülüdür. Bundan baþka Abý Çimen Camii (1840), Gökçe Camii (1844), Zeliha Hatun Camii (1869), Hacý Osman Mescidi, Kemenkeþ Camii, Þemsi Bezirgan, Kültür, Ahmet Paþa, Süleyman Aða, Tavukçu, Turabali Mescitleri vardýr. Kümbet ve Türbeleri: Sitte Melik Kümbeti: Mengücekoðullarýndan Emir Süleyman Seyfeddin Þahinþah için 1195 yýlýnda yaptýrýlmýþtýr. Sekizgen planlý, sivri pramidal külahla örtülüdür. Tamamý kesme taþtan inþa edilen türbenin süslemeleri dikkati çekmektedir. Kemareddin Kümbeti : Emir Kemareddin, Mengücekoðullarýnýn hazinedarýdýr.1196 yýlýnda yaptýrýlmýþtýr. Sekizgen planlý, içten kubbe dýþtan pramidal külahla örtülüdür. Kemenkeþ (Nurettin Salih) Kümbeti : 1240 yýlýnda yaptýrýlmýþtýr. Sekizgen planlý içten kubbe dýþtan pramidal külahla örtülüdür. Naip (Gazezler) Kümbeti : Kitabesine göre 1291 yýlýnda Naifý Eþref için yaptýrýlmýþtýr. Sekizgen planlý pramidal külahlýdýr. Sinaniye Hatun Türbesi : Kalealtý mahallesindedir. Harap bir haldedir. Muhtemelen Mengücekoðullarý dönemine aittir. Bunlardan baþka; Ahi Yusuf Türbesi (13. yüzyýl). Araplýk türbesi, Saracýn Türbesi (18. yüzyýl) Nasreddin Mehmet Yatýrý (1489), Dumluca Köyü Dilber Kümbeti (13. ve 14. yüzyýl) Seyit Baba Türbesi, Saçlý Baba, Akça Baba, Hasan Paþa Türbesi, Hüseyin Gazi Türbesi, Gani Baba Türbeleri vardýr. Hanlar - Hamamlar : Pamuk Han : Demirdað, istasyonunu yakýnýndadýr. Duvarlarýn büyük bir bölümü ayaktadýr. Üst örtüsü yýkýlmýþtýr. Burma han Kervansarayý : Divriði-Kemah-Erzincan yolu üzerindedir. Mengücek-oðullarý dönemine aittir. Sultan 1V. Murat'ýn onarýma aldýrdýðý, Revan Seferine giderken bu handa konakladýðý rivayet edilmektedir. Büyük ölçüde harap durumdadýr. Mirçinge Haný : Handere köyündedir. Mengücekoðullarý döneminde yapýlmýþtýr. Sadece kapalý mekanlardan oluþmaktadýr. Dipli Han : Günbahçe köyü ile Dumluca Köyü arasýndadýr. Duvarlarý ve üst örtüsünün büyük bir bölümü ayaktadýr. Hamamlar : Aþaðý Hamam (Hamam-ý Süfla-Acý Hamam-Kayaoðlu Hamamý) Bekir Çavuþ Hamamý ve Ýmamoðlu Hamamý, Köprüler : Handere Köprüsü : Handere köyündeki hanýn 1 km kadar güneydoðusun-dadýr. Mirçinge Çayý üzerindedir. Ýki gözlü; sivri kemerlidir. 8 m. yükseklikte, 4,5 m. enindedir. Urta göz diðerinden büyüktür. Siirt Malabadi Köprüsünün bir benzeridir. Bundan baþka; Kýz köprüsü, Tazlýoðlu Köprüsü, Kesik Köprü, Lýh Çayý Köprüsü, Bereket Deðirmeni Köprüsü, Köse Paþa Köprüsü, Hüngür Köprüsü ve Altýndere Köprüleri vardýr. Kiliseler : Yukarý Kilise : Kalenin batýsýnda büyük bir bölümü yýkýlmýþtýr. Aþaðý Kilise : Yukarý Kilisenin altýndadýr. Duvarlar ve üst örtü büyük çapta yýkýlmýþtýr. Kayaburun Köyü Kilisesi : Ayný adla anýlan köyün giriþindedir. Bunlardan baþka; Kaya Yakup Kilisesi, Erþün Kilisesi, Uzunkaya (Pargam )Kilisesi,Güresin Venk mevkiinde bulunan kiliseleri vardýr. |
|
Son Güncelleme ( Friday, 02 June 2006 )
|
|
|
Tuesday, 02 May 2006 |
Ulu Camii ve DarüþþifasýUlu Camii ve Darüþþifasý selçuklu döneminde Mengücekoðullarýndan Ahmet þah ve Melike Turan tarafýndan baþkentleri Divriði'de cami ile darüþþifa (hastane) yaptýrýlmýþtýr. Yapým tarihi 1228-1229'dir. Caminin yapýmýnda mimar ve sanatkar olarak Ahlatlý Hürremþah ve Tiflisli Ahmet çalýþmýþtýr. Ahmet Þah, annesiyle camiyi yaptýrýken eþi Turan Melik de camiye bitiþik hastaneyi yaptýrmýþtýr. Ulucami'nin vakfiyesi 5 Temmuz 1243 tarihini taþýmaktadýr. Evliya çelebi þöyle diyor: "Üstad.., mermer, bu camiye öyle emek sarf edip, kapý ve duvarlarý öyle nakþ bukalemun eylemiþ ki, methinde diller kýsýr, kalem kýrýktýr..." Ulucami ve darüþþifa Unesco nun Türkiyeden Dünya Mirasýna kabul ettiði ilk mimari yapýdýr. 
Darüþþifa kapýsý bezeme ulucami giriþi
|
|
Son Güncelleme ( Friday, 02 June 2006 )
|
|
|
Tuesday, 02 May 2006 |
|
Evliya Çelebi, gezgin yazar. 1611'de Kütahya'da doðdu, Mýsýr'da öldü. Kesin ölüm tarihi bilinmese de 1682'den sonra olduðu bilinmektedir. Derviþ Mehmet Zilli'nin oðlu olarak dünyaya geldi. Pirinç levhalar üzerine oyma iþleyen sanatçý bir babanýn oðludur. Kanunî'nin Zigetvar seferinde, önemli hizmetleri olan babasýnýn, çevresindeki kiþilerin serüvenlerini hikaye ettikleri aile sohbetlerinde bulunan Evliya Çelebi, dünyayý gezip görme merak ve isteði duydu. 20 yaþýndayken Ýstanbul içinde gezerek gördüklerini kaleme aldý. Enderûn'a girerek burada dört yýl yetiþti ve sipahi oldu. Sultan Dördüncü Murad'ýn Revan Seferinden sonra saraya girdi. Ancak kýsa bir süre sonra saraydan ayrýlarak ilk seyahati olan Bursa yolculuðuna çýktý. Ardýndan Ýzmit, Trabzon ve Girit yolculuklarýna çýkan Evliya Çelebi, 50 yýl boyunca Avusturya, Hicaz, Mýsýr, Sudan, Habeþistan, Daðýstan gibi ülkelerde dolaþtý. Bu gezilerinde önemli mektuplar götürmek ya da savaþa katýlmak gibi çeþitli hizmetlerde bulundu. Gördüklerini ve gözlemlerini Seyahatname eserinde tarih ve yer belirterek yazdý. Seyahatname edebiyatýmýzýn gezi türünden ilk ve en büyük eseridir. Gerçekçi bir gözle izlenen olaylar, yalýn ve duru, zaman zaman da fantastik bir anlatým içinde, halkýn anlayacaðý þekilde yazýlmýþ, yine halkýn anlayacaðý deyimler çokça kullanýlmýþtýr. Evliya Çelebi, Seyahatnâme'sinde gezip gördüðü yerleri kendi üslûbu ile anlatmaktadýr. Olaylara çoðu defa alaycý bir tavýrla yaklaþan Evliya Çelebi, bazen naklettiði olaylarý renklendirmek amacýyla uydurma haberler ve olaylar da ortaya atmýþ, okuyucunun ilgisini çekmek için aklýn alamayacaðý garip olaylara da yer vermiþtir. Evliya Çelebi'nin on ciltlik Seyahatnâme'si, bütün görmüþ ve gezmiþ olduðu memleketler hakkýnda oldukça önemli bilgiler içermektedir. Eser bu yönden Türk kültür tarihi ve gezi edebiyatý açýsýndan önemli bir yere sahiptir. Anlattýðýna göre, 1630 yýlýnda gördüðü bir rüyada; peygambere "Þefaat yâ Resulallah" diyeceðine "Seyahat yâ Resulallah" diyen Evliya Çelebi'ye peygamber tarafýndan seyahat müjdelenmiþ ve bu rüya üzerine seyahatlerine baþlamýþtýr. Önce doðduðu ve yaþadýðý þehri gezmeye ve gördüklerini yazmaya karar veren Evliya Çelebi, 1640 yýlýnda babasýndan izinsiz Bursa'ya gitmiþ ve dönüþünde de babasý ona seyahat için izin vermiþ ve bir seyahatnâme kaleme almasýný tavsiye etmiþtir. Evliya Çelebi (1611-1682) Türk, gezgin. Gezdiði yerlerde toplumlarýn yaþama düzenini ve özelliklerini yansýtan gözlemler yapmýþtýr. Evliya Çelebi b.Derviþ Mehmed Zillî Ýstanbul'da Unkapaný'nda doðdu, 1682'de Mýsýr'dan dönerken yolda ya da Ýstanbul'da öldüðü sanýlmaktadýr. Babasý Derviþ Mehmed Zillî, sarayda kuyumcubaþýydý. Evliya Çelebi'nin ailesi Kütahya'dan gelip Ýstanbul'un Unkapaný yöresine yerleþmiþti. Ýlköðrenimini özel olarak gördükten sonra bir süre medresede okudu, babasýndan tezhip, hat ve nakýþ öðrendi. Musiki ile ilgilendi. Kuran'ý ezberleyerek "hafýz" oldu. Enderuna alýndý, dayýsý Melek Ahmed Paþa'nýn aracýlýðýyla Sultan IV. Murad'ýn hizmetine girdi. Evliya Çelebi'nin geziye karþý duyduðu ilgi, çocukken babasýndan, yakýnlarýndan dinlediði öykülerden, söylencelerden ve masallardan kaynaklanýr. Seyahatname adlý yapýtýnýn giriþinde geziye duyduðu ilgiyi anlatýrken bir gece düþünde Peygamber'i gördüðünü, ondan "þefaat ya Resulallah" diyecek yerde þaþýrýp "seyahat ya Resulallah" dediðini, bunun üzerine Peygamber'in ona gönlünün uyarýnca gezme, uzak ülkeleri, görme olanaðý verdiðini yazar. Bu düþ üzerine 1635'te, önce Ýstanbul'un bütün yörelerini dolaþmaya, gördüklerini, duyduklarýný yazmaya baþladý. 1640 dolaylarýnda Bursa, Ýzmit ve Trabzon yörelerini gezdi, 1645'te Kýrým'a Bahadýr Giray'ýn yanýna gitti. Yakýnlýk kurduðu kimi devlet büyükleriyle uzak yolculuklara çýktý, savaþlara, mektup götürüp getirme göreviyle, ulak olarak katýldý. 1645'te Yanya'nýn alýnmasýyla sonuçlanan savaþta, Yusuf Paþa'nýn yanýnda görevli bulundu. 1646'da Erzurum Beylerbeyi Defterdarzade Mehmed Paþa'nýn muhasibi oldu. Doðu illerini, Azerbaycan'ýn, Gürcistan'ýn kimi yörelerini gezdi. Bir ara Revan Haný'ný mektup götürüp getirmekle görevlendirildi, bu nedenle Gümüþhane, Tortum yörelerini dolaþtý. 1648'te Ýstanbul'a dönerek Mustafa Paþa ile Þam'a gitti, üç yýl o dolaylarda gezdi. 1651'den sonra Rumeli'yi dolaþmaya baþladý, bir süre Sofya'da bulundu. 1667-1670 arasýnda Avusturya, Arnavutluk, Teselya, Kandiye, Gümülcine, Selanik yörelerini gezdi. Kaynaklarýn bildirdiðine göre, Evliya Çelebi'nin gezi süresi 50 yýlý kapsar. Evliya Çelebi'nin gezilerinin oldukça geniþ bir alaný kaplamasý iki bakýmdan önemlidir. Birincisi Osmanlý Ýmparatorluðu'nun komþu ülkelerle olan iliþkilerini yansýtmasý, ikincisi insan baþarýlarýna ilgilendirir. Bu geziler yalnýz gözlemlere dayalý aktarmalarý, anlatýlarý içermez, araþtýrýcýlar için önemli inceleme ve yorumlara da olanak saðlar. Seyahatname'nin içerdiði konular, belli bir çalýþma alanýný deðil, insan düþüncesinin ürettiði bütün baþarýlarý kapsar. Bu özelliði nedeniyle Evliya Çelebi'nin yapýtý deðiþik açýlardan bakýlarak deðerlendirilir. Üslup bakýmýndan ele alýndýðýnda, Evliya Çelebi'nin, o dönemdeki Osmanlý toplumunda, özellikle Divan edebiyatýnda yaygýn olan düzyazýya baðlý kalmadýðý görülür. Divan edebiyatýnda düzyazý ayrý bir yaratý ürünü sayýlýr, þiir gibi aðdalý, ayaklý-uyaklý bir biçimle ortaya konurdu. Evliya Çelebi, bir yazar olarak, bu geleneðe uymadý, daha çok günlük konuþma diline yakýn, kolay söylenip yazýlan bir dil benimsedi. Bu dil akýcýdýr, sürükleyicidir, yer yer eðlenceli ve alaycýdýr. Evliya Çelebi gezdiði yerlerde gördüklerini, duyduklarýný yalnýz aktarmakla kalmamýþ, onlara kendi öznel yorumlarýný, düþüncelerini de katarak gezi yazýsýna yeni bir içerik kazandýrmýþtýr. Burada yazarýn anlatým bakýmýndan gösterdiði baþarý uyguladýðý yazma yönteminden kaynaklanýr. Anlatým belli bir zaman süresiyle sýnýrlanmaz, geçmiþle gelecek, þimdiki zamanla geçmiþ iç içedir. Bu özellik anlatýlan öykülerden, söylencelerden dolayý yazarýn zamanla istediði gibi oynamasý sonucudur. Evliya Çelebi belli bir süre içinde, özdeþ zamanda geçen iki olayý, yerinde görmüþ gibi anlatýr, böylece zaman kavramýný ortadan kaldýrýr. Seyahatname'de, yazarýn gezdiði, gördüðü yerlerle ilgili izlenimler sergilenirken, baþlý baþýna birer araþtýrma konusu olabilecek bilgiler, belgeler ortaya konur. Bunlar arasýnda öyküler, türküler, halk þiirleri, söylenceler, masal, mani, aðýz ayrýlýklarý, halk oyunlarý, giyim-kuþam, düðün, dernek, eðlence, inançlar, karþýlýklý insan iliþkileri, komþuluk baðlantýlarý, toplumsal davranýþlar, sanat ve zanaat varlýklarý önemli bir yer tutar. Evliya Çelebi insanlarla ilgili bilgiler yanýnda, yörenin evlerinden, cami, mescid, çeþme, han, saray, konak, hamam, kilise, manastýr, kule, kale, sur, yol, havra gibi deðiþik yapýlarýndan da söz eder. Bunlarýn yapýlýþ yýllarýný, onarýmlarýný, yapaný, yaptýraný, onaraný anlatýr. Yapýnýn çevresinden, çevrenin havasýndan, suyundan söz eder. Böylece konuya bir canlýlýk getirerek çevreyle bütünlük kazandýrýr. Seyahatname'nin bir özelliði de deðiþik yöre insanlarýnýn yaþama biçimlerine, davranýþlarýna, tarýmla ilgili çalýþmalarýndan, süs takýlarýna, çalgýlarýna dek ayrýntýlarýyla geniþ yer vermesidir. Yapýtýn kimi bölümlerinde, gezilen yörenin yönetiminden, eski ailelerinden, ileri gelen ünlü kiþilerinden, þairlerinden, oyuncularýndan, çeþitli kademelerdeki görevlilerinden ayrýntýlý biçimde söz edilir. Evliya Çelebi'nin yapýtý dil bakýmýndan da önemlidir. Yazar, gezdiði yerlerde geçen olaylarý, onlarla ilgili gözlemlerini aktarýrken kullanýlan sözcüklerden de örnekler verir. Bu örnekler, dil araþtýrmalarýnda, sözcüklerin kullaným ve yayýlma alanýný saptama bakýmýndan yararlý olmuþtur. Kimi yabancý kökenli sözcüklerin söyleniþ biçimi halk aðzýna göredir. Bu da dilci için bir yöre aðzýnýn oluþumunu anlamaya yarar. Evliya Çelebi'nin Seyahatname'si çok ün kazanmasýna karþýn, bilimsel bakýmdan, geniþ bir inceleme ve çalýþma konusu yapýlmamýþtýr. YAPITLAR (baþlýca): Seyahatname, (ö.s.), ilk sekiz cilt: 1898-1928, son iki cilt: 1935-1938. Evliya Çelebi'nin Kültür Tarihindeki Yeri Filolojik bir inceleme olmayan bu yazýda [1] Evliya Çelebi'nin kendi anlatýmýndan ancak yansýyabilen bazý kiþilik özellikleri ve Seyahatnamesi'nin kültür tarihi bakýmýndan kaynak deðeri gibi bir iki soruna sýnýrlanýldýðýndan, eserinin içeriðine yönelmekle yetinilmiþtir. [2] Ayrýca Evliya Çelebi araþtýrmalarýnýn herhalde temel sorunu olan hayal ve gerçeklik ayrýmý da burada asýl konu olarak incelenmeyecektir; alanýn uzmanlarý bu meseleyle etraflýca uðraþmaktadýrlar. [3] Bu benzersiz Osmanlý gezmen ve anlatý ustasýnýn yaþadýðý yýllar (1611-1683/84) IV. Murad'ýn ve Köprülü sadrazamlarý Mehmed ile Fazýl Ahmed'in yönetimleri altýnda iç politikada iki defa toparlanabilmiþ olan Osmanlý Ýmparatorluðu'nun duraksama döneminin sonlarýna rastlar. Murad'ýn saltanatýndaki toparlanmada Otuzyýl savaþýnýn da bir etkisi olmuþtur; bu kargaþa yýllarýnda Osmanlý Devleti - geçici de olsa - Avrupa cephesinde rahatlayabilmiþtir. Ancak, bunun dýþýnda 17. yüzyýl Ýmparatorluk için yönetim uygulamalarýnýn yozlaþmasýyle el ele giden, ekonomik ve toplumsal sýkýntýlarýn yaygýn olduðu bir çaðdýr. Anadolu Celâli ayaklanmalarýyle sarsýlýrken, Ýstanbul zaman zaman Yeniçerilerin ve deðiþik saray hiziplerinin çatýþma alanýna dönüþüyordu. Ýran ile açýk çatýþmanýn Kasr-ý fiirin antlaþmasýyle (1639) geçici olarak son bulmasýndan rahatlayan Osmanlý Ýmparatorluðu Venedig'e, Lehistan'a ve Alman Ýmparatoru'na karþý daha geniþ çapta savaþ giriþimlerine yönelmiþtir ki bu siyaset Ýkinci Viyana kuþatmasýyle doruðuna ulaþmýþtýr. Bu tarih çerçevesi içinde Evliya Çelebi'nin hayatýna dair bugünkü bilgi, sadece kendisinin gezi anýlarýnýn arasýna serpiþtirdiði açýklamalarýndan ibarettir. [4] Bu açýklamalara göre kendisi 1648 yýlýnda yüz on yedi yaþýnda ölmüþ olduðunu söylediði Saray Kuyumcubaþýsý olan Derviþ Mehmed Zýllî'nin oðlu olarak 25 Mart 1611'de Ýstanbul'da doðmuþ. Fatih Sultan Mehmed zamanýnda Sancakbeyi olan buyükbabasý, Germiyanoðlu Yakub Bey'in veya Hoca Ahmed Yesevî'nin ardýllarýndan olarak Konstantinopolis'in fethi esnasýnda 1453'te Kütahya'dan Ýstanbul'a taþýnmýþ. Soykütüðünü böylesine saygýn atalara dayandýrdýðý gibi [5], I. Ahmed'in sarayýna bir Kafkaslý cariye olarak girmiþ olan annesinin de atalarýný ve akrabalarýný onurlandýrmayý ihmal etmeyen ve birkaç yýllýk Medrese öðrenimi esnasýnda usta bir hafýza dönüþen Evliya Çelebi, sonraki sadrazam Melek Ahmed Paþa olan dayýsýnýn [6] yardýmýyle 1635 yýlýnda Enderun'a girebilmiþ ve buranýn eðitiminden geçmiþ. Doðduðu þehiri on yýl boyunca araþtýrdýktan sonra 1640 yýlýnda saraydan ayrýlýp Bursa, Ýzmit, Trabzon ve Kýrým'a yaptýðý gezilerle uzun gezgincilik yýllarýný baþlatmýþ. Bundan böyle zaman zaman Ýstanbul'da verdiði aralarla Doðu Anadolu ve Ýran'a, Ortadoðu ve Balkan eyaletlerine, hatta Ýsveç ve Hollanda'ya da kâh yüksek makam sahiplerinin, saray görevlilerinin veya yabancý diplomatlarýn maiyyetinde, kâh ulak, sýnýr gazisi veya özel kiþi olarak gezilere çýkmýþ. [7] Ayrýca peþpeþe deðiþik eyatletlerde görevlendirilen dayýsý Melek Ahmed Paþa'nýn sürekli refakatçýsýymýþ. Gezilerini taçlandýrmak için nihayet 1671 yýlýndan itibaren Rodos üzerinden Mýsýr, Sudan ve Habeþistan'a kadar geniþlettiði bir hac yolculuðuna çýkmýþ. Mýsýr'da yaklaþýk on yýl kalmýþ. Evliya Çelebi'nin ölüm tarihi araþtýrmacýlar tarafýndan Seyahatname'de 1682 yýlý için zikredilen Hicaz'daki sel felâketi ile deðinilmeyen Ýkinci Viyana kuþatmasý arasýna yerleþtirilmiþ ve Seyahatname'de en geç yýl kaydý olarak yer alan 1094 (1683) tarihi - sözcüklerle yazýlmýþ olmasýna raðmen - bir kopya hatasý olarak kabul edilmiþti [8], ta ki Kreutel incelemelerinde Seyahatname'nin birçok yerlerinin “olaydan çýkarsamalar” (vaticinationes ex eventu) içerdiklerini ve bundan dolayý Evliya Çelebi'nin l683'te hayatta olmuþ olmasý gerektiðini ortaya koyana kadar. Seyahatname'nin son cildinin, daha önceki bölümlerde kehanet biçiminde deðinilen, gerçekte ise yaþanmýþ olan olaylarýn artýk etraflýca anlatýlmadan birdenbire son bulmasýyle de desteklenen Kreutel'in bu görüþü [9], Evliya Çelebi uzmaný Baysun tarafýndan da paylaþýlmýþtýr. [10] Evliya Çelebi'nin ardýllarý hakkýnda bugüne kadar herhangi bir ipucu bulunmamaktadýr. [11] Evliya Çelebi'nin eserinden kiþisel niteliklerine dair bir tablo oluþturulabilmektedir. Herþeyden önce sýnýrsýz bir bilgilenmek isteði dikkati çekiyor. Geleneklerine baðlý ve, diðer Osmanlý çaðdaþlarý gibi, kendi kültürünün üstünlüðünden emin olan bir inançlý Müslüman olmasý [12], onu yabancý dünyalarý ve becerileri tanýmaktan alýkoymamýþtýr. Saf bir dindarlýðýn yaný sýra bir 17. yüzyýl Osmanlýsý olarak hatýrý sayýlýr bir hoþgörü sergiliyor. Kiliseleri ziyaret ettiðini bildirmekte [13] ve Hýristiyan dua metinlerini aktarmakta [14], ayrýca konuklarý için evinde yasaklanmýþ içki ve uyarýcý hazýr bulundurmakta, bu gibi maddeleri kullanmadýðý anlaþýlan bir kiþi olarak sakýnca görmeyen Evliya'nýn [15] dar görüþlü olamayacaðý ortadadýr. [16] Hýristiyanlarý “gâvur” olarak adlandýrmasý - Hýristiyanlarla Müslümanlarýn birbirlerini Ortaçað'dan beri böyle nitelemeleri göz önünde tutulduðunda - ufkunun ölçeði sayýlamaz. Her þeyi öðrenme isteði, gördüklerini, duyduklarýný veya okuduklarýný olabildiðince etkileyici bir biçimde kâðýda dökme - ve kuþkusuz dostlarýna sözlü olarak anlatma - çabasýyle sýký sýkýya baðlýdýr. Cömertçe aktardýðý bilgilerini kýt veya kuru bulduðunda, kendi hayal gücüyle zenginleþtiriyor. [17] Baþkalarýnýn merakýný herhalde kendininkinin olaðanüstü boyutlarýyle ölçmüþ olmalý ki, belâgatýna ve görgüsüne çevresini anlaþýlan hayran býrakmayý ve anlattýklarýyle dostlarýnýn heyecanýný diri tutmayý hedefliyordu. Gezmek ve görmek tutkusu uðruna refakatlerinde bulunduðu kiþilerle de iyi geçinmeye önem verdiðini, kendi sözlerinden anlýyoruz. [18] Ancak arý ve açýk anlatým biçiminden, bu çabasýnýn bir yaltaklýktan deðil, kendisinden ve bundan dolayý okurlarýndan her türlü yararlý bilginin yaný sýra yaþanmasý sadece az sayýda seçkine nasip olan keyiflendirici serüvenleri de esirgememek gibi nerdeyse çocuksu yansýyan samimî bir istekten kaynaklandýðý izlenimi uyanýyor. Ölçüsüz abartmalarý ve olasýlýk dýþý hikâyelerinin temelinde böyle bir duygu hali yatsa gerek. Sunuþ biçiminin sayýsýz eðlendirici örnekleri arasýnda, anlattýklarýna kendinden emin ve rahat, ancak usandýrýcý ya da itici olmayan bir tarzda kendisinde gördüðü üstünlükleri dokuduðu ve mizah anlayýþýna sahip bir okurun pek ihtimal vermeyeceðinin bilinciyle yazýlmýþa benzeyen hikâyeler yer almaktadýr: Kendisini bir gün Padiþah IV. Mehmed'in huzuruna çýkaran Köprülü Mehmed Paþa'nýn, Evliya Çelebi'nin bu üç saat süren görüþmede sergilediði baþarý üzerine: “Ýlâhi Evliyâ! Berhurdar ol, çok yaþa...Aceb yekpâre cevaplar verdin ki herbiri devletin iþine yarar birer Süleyman merhemidir” [19] demesi gibi; Budin Beylerbeyi'nin kendisine 1665'te Viyana'ya Büyükelçi olarak giden Kara Mehmed Paþa'nýn - ki Evliya Çelebi onun maiyyetinde Viyana'ya gittiðini savlýyor - güzergâh üstündeki bölgeleri bilmediðini söylemesi ve Evliya Çelebi'nin de yolculuk esnasýnda herþeye göz kulak olmasýný tembih etmesi, bir baþka deyiþle, elçilik heyetini adeta kendisine emanet etmesi gibi [20]; ya da Büyükelçi'nin, Habsburg Ýmparatoru I. Leopold'un huzuruna çýkmadan önce Mataracýbaþý'sýna ve Evliya Çelebi'ye “Çasar”ýn tahtýndan inmiþ olarak kendisini “divanhane” giriþinde ayakta bekleyip beklemediðini kolaçan etmelerini buyurmasý üzerine, ikisinin kabul salonuna girdikleri anda Ýmparator'un Mataracýbaþý'ný “sýrmalý mehabetlü Hacý Bektaþ üsküfü ile görünce, hemen baþýndan þapkasýný çýkarýp hakîre ve mataracýbaþýya tapýnýp selâm alýr gibi bir iki eðilip doðrul”muþ olmasý gibi. [21] \ Evliya Çelebi'nin, okurun heyecanýný diri tutmak için kullandýðý araçlar arasýnda, daha sonralarý ünlenmiþ kiþilerle orada burada tanýþmasýna ve hep doðru zamanda önemli tarihsel olaylarýn mekânlarýnda tanýk olarak bulunmasýna yol açtýðýný ileri sürdüðü “rastlantýlar” da yer almaktadýr. Ayrýca gezileri için rüyalarýnda aldýðý tavsiyeler [22] ve önemli yaþantýlarýnýn Kadir gecesi'ne rastlamasý gibi kendi hayatýnda etkili olduðunu savladýðý “hayýrlý” alâmet ve tarihler de unutulmamaktadýr. [23] Evliya Çelebi ölümünden bir buçuk yüzyýl sonra Hammer tarafýndan keþfediliþinden beri [24] belleklere ölümsüz bir kiþilik olarak yerleþmiþtir. Eserini sürükleyici bir canlýlýkla renklendiren anlatým tarzýnýn [25] kötü niyetli bir aldatmayý deðil, ferahlatýcý bir safdillikle dünyaya olumlu bir bakýþý sergilemeyi amaçladýðý, okurlarý tarafýndan yanlýþ anlaþýlmamýþ ki, kendisi yorulmak bilmez, öðrenme azmi dolu gezgin, doðal, uyanýk ve çok okumuþ gözlemci ve mizah anlayýþý olan, nüktedan anlatýcý mertebesine oturtulmuþtur. Seyahatname'nin kaynak deðerine gelince, Evliya Çelebi'nin gezilerinden ve yaþantýlarýndan hangilerinin gerçek olaylara dayandýðý, hangilerinin ise hayal ürünü olduðu konusunu irdeleyen uzmanlar, bazý betimlemelerdeki açýk çeliþkilere ve metindeki boþluklara dayanarak, Evliya Çelebi'nin ikinci elden devraldýðý bilgileri kalýcý bir metinde baðlamaya geçmeden önce “yaþadýklarýný” (?) dayandýracak mümkün olduðu kadar bol miktarda elle tutulur malzeme toplamak istediðine iþaret etmiþler [26] ve bundan dolayý Seyahatname'nin kaynak olarak deðerlendirilmesinin uzun vadeli sorunlar ortaya koyduðunu ve bütün el yazmalarýnýn karþýlaþtýrýlmasýyle, sayýsýz içerik ayrýntýsýnýn da titizlikle incelenmesiyle hazýrlanacak bir eleþtirmeli yayýmý þart koþtuðunu vurgulamýþlardýr. [27] Uzmanlar böyle bir hedefe umutsuz bakmýyorlar. Seyahatname'nin sayýsýz abartmalarýnýn ve olasýlýk dýþý tasvirlerinin yaný sýra çok önemli ve baþka kaynaklarda bulunmayan bilgileri içerdiði ortaya konmuþtur. [28] Eleþtirmesiz ikinci elden devralýnan veya hayal gücünden kaynaklanan betimlemelerin yaný sýra eserde çok sayýda yer alan dolaysýz gözlemlerin son derece güvenilir olduðu da kaynak karþýlaþtýrmalarýyle kanýtlanmýþtýr. [29] Evliya Çelebi Ýstanbul hayatýný ilk iki üç yýlýn dýþýnda payitaht için nispeten düzenli bir zamanda, kendi açýklamasýna göre 1630 ile 1640 yýllarý arasýnda incelemiþtir. Ýmparatorluðun deðiþik eyaletlerine - ve kendisinin ilgili bölümlerde döne döne vurgulamasýna göre yabancý ülkelere - yaptýðý geziler saraydan ayrýlmasýndan, yani 1640 yýlýndan itibaren gerçekleþmiþtir, her ne kadar bu yýldan önce Kütahya, Bursa ve Manisa'yý kýsaca ziyaret ettiðini söylüyorsa da. Ýstanbul'u renkli ve canlý bir biçimde anlatmaktadýr. fiehir halkýnýn deðiþik sosyal sýnýflarýný ve esnaf loncalarýný gerçekçi biçimde yansýtýrken [30] ve þehirin kalýcý güzelliklerini sýcak bir yaklaþýmla dile getirirken, metni yer yer fýkralar [31] ve menkýbelerle [32] süslüyor. Daha uzak bölgelere yaptýðý(ný söylediði) gezilerden Evliya Çelebi bize istatistik verilerden, ilgili kiþi adlarýyle desteklenmiþ - bazen kendi kafasýna göre kurduðu - tarihsel arka plan sahnelerinden, kanýtlanabilir örf ve adetlere kadar ayrýntýlý bilgi sunmuþtur. Bu gibi anlatýmlarda ibadet biçimlerini de unutmamýþ ve yerel aðýzlarýn telâffuzunu Türkçe'nin ünlü uyumu ile birleþtirmesi ve bunlarý da doðal olarak Arap harfleriyle yansýtmasý sonucu hayli iç açýcý dil örnekleri aktarmýþtýr. [33] Kullandýðý dile gelince, bu, aðdalý bir yazý biçemi deðil, sözlü anlatýþ gibi canlý bir dildir. Renkli anlatým biçemini kuþkusuz okurlarýnýn ve dinleyenlerinin beðenisine göre ayarlamýþtýr. Alexander Pallis'in [34] örnekleriyle sergilediði seçkin sýnýf ve orta tabaka Osmanlýlarýnýn þiir sanatýna ve müziðe duyduklarý büyük ilgi, Baron Bernard Carra de Vaux, [35] tarafýndan da dile getiriliyor. Evliya Çelebi'nin dikkat çeken özelliði ise, çaðdaþlarýnýn böylesine inceltilmiþ bir biçeme taþýdýklarý yatkýnlýða yalýn bir dille, fakat buna karþýlýk fantastik bir içerik sunuþu ile hitap etme yolunu seçmiþ olmasýdýr. Yine de nüktedan yazarýmýz, Osmanlý toplumunun eðitimli sayýlacak bir okur kitlesine yönelmenin bilinciyle, nesir metnini yer yer beyitlerle ve - kâh kendisinin yarattýðý, kâh yazýtlardan kopya ettiði - kronogramlarla süslemeyi ihmal etmemiþtir. [36] Seyahatname'de coðrafya ve tarihin her alanýna, ayrýca halkbilim ve dil araþtýrmalarýna da eleþtirmeci karþýlaþtýrmalarda ýþýk tutabilecek çok sayýda bilinçli olarak aktarýlmýþ bilgi, onun kaynak deðerini biçmede göz önünde tutulan tek ölçüt deðildir. Seyahatname türünün özgün bir anýtý olan bu eserin bir baþka önemi, çaðýnýn Osmanlý zihniyetini, dünya görüþünü ve - özellikle yabancý ülkelerin tasvirinde - dünyaya bakýþýný mükemmel biçimde yansýtan bir ayna olmasýndadýr. Bu noktaya Kreutel güzel bir örnek sunuyor: Seyahatname'nin Viyana gezisini içeren cildini [37] ilk defa Almanca'ya çevirip Evliya Çelebi'nin eserini, varlýðýndan haberdar olduðu bu cildinin bütün çabalarýna raðmen yer alamadýðý bir bölümünü keþfedip Ýngilizce'ye çevirerek bilim dünyasýna kazandýrmýþ olan Hammer'in anýsýna yayýmlayan Kreutel, “Giriþ”inde Viyana ile halkýnýn “bir Türk'ün kaleminden çýkan bu en eski tafsilâtlý tasvirinin” [38] “herhalde þimdiye kadar çizilmiþ olan en egzotik ve rengârenk tablosu” [39] olduðunu belirtirken, “doðu anlatým sanatýnýn çiçek süsüyle [bezenmiþ ve] isabetli gözlemleri þaþýrtýcý hayalperestliklerle harmanlanmýþ” [40] olan bu tablonun, o çaðýn Osmanlýlarýnýn zihinlerinde canlandýrdýklarý - ve nihayet 1683'te almayý umduklarý - Kýzýl Elma olduðunu söylüyor. [41] Bu açýdan bakýldýðýnda, 17. yüzyýl Osmanlýlarýnýn tasavvurlarýný böylesine canlý bir manzaraya dönüþtüren Evliya Çelebi'nin Viyana'yý belki de hiç görmemiþ olmasý [42], eserinin kültür tarihi bakýmýndan deðerlendirilmesinde önemli bir ölçüt olmaktan çýkýyor. Ancak bugüne kadar yapýlmýþ bütün bu deðerlendirmelerin yaný sýra deðinilmesi gereken bir husus daha var: Seyahatname, zihniyet tarihi araþtýrmalarýna - yazarýnýn herhalde farkýna varmaksýzýn - Yeniçað'ýn ortalarýnda Doðu ile Batý arasýndaki tinsel uçurumun hangi düþündürücü boyutlara varmýþ olmasýný göstermesi bakýmýndan da ýþýk tutuyor. Evliya Çelebi, tasvir etmek istediði insanlar, mekânlar ve mimarî eserlerden kendi gördüklerini, titiz bir muhabir veya rehber gibi, her türlü ayrýntýsýyle - üstelik sýk sýk hayal gücünü de seferber ederek - iþlerken, bunlarý, gerek kendi kültürel mensubiyetinden dolayý paylaþtýðý, gerekse doðal sezgilerinden kaynaklanan yeteneðiyle kavradýðý çevresinin beðenisine göre aktarmýþtýr. Bu beðeniye özgül biçimini veren etmenler arasýnda belirleyici olaný ve bu arada Osmanlý toplumunda çaðýn genel bilgi düzeyine de ayna tutaný, bir aydýn donatýmýnýn eksikliði olmuþtur. Ýslam dünyasýnýn, Yüksek ortaçaðda evrensel çaptaki bilimsel nitelikleriyle [43] Batý'nýn ilerde yaþayacaðý Renaissance'ýn hazýrlýðýnda azýmsanmayacak bir payý olan, fakat tarihsel sürecin özgül akýþýna baðlý olarak toplumsal dengenin bütün kurumlarý ve bu arada Ulema'yý derinden sarsan bozuluþuna baðlý olarak Yeniçað'a çöküþ süreciyle giren köhneleþmiþ medrese eðitiminin, Evliya Çelebi'nin yetiþtiði ve Osmanlý Devleti'nin seçkin eðitim kurumu olan Enderun'a bile yansýmasý, doðal olarak kaçýnýlmaz olmuþtur. [44] Buna karþýlýk Kâtib Çelebi gibi yüzyýllar öncesinin bilimsel kazanýmlarýyle yetinmeyip, araþtýran, kurcalayan ve çaðýnýn deðiþmiþ dünya imgesini kavrayan müstesna kiþiliklerin medrese dýþýnda kendi kendilerini yetiþtirmiþ olmalarý, rastlantý deðildir. [45] Bir bilim adamý veya filozof olmayan, fakat olaðanüstü bir bilgilenme ve bilgilendirme isteði taþýyan Evliya Çelebi ise, Avrupa ülkelerinde gözlemlediði veya bu ülkeler hakkýnda okuyup öðrendiði ve önyargýsýz bir biçimde takdir etmekten de kaçýnmadýðý özelliklerin altýnda yatan esas gücü, düþüncesini kopernisyen sistemle temellendiren ve felsefe ile doða bilimlerindeki patlamayla modern düþüncenin tarihsel doruklarýndan birine, kartezyen akýlcýlýða, ulaþan 17. yüzyýl Batý dünyasýnýn, önceki atýlýmlarý üzerine oturttuðu ve ertesi yüzyýlda Aydýnlanma'nýn evrensel sistemiyle taçlandýracaðý tinsel devrimini kavramak bir yana, algýlamaktan bile uzak olmuþtur. “«Yararý olan ilim Kur'an, Hadis ve Fýkýhtan ibarettir, gerisi boþ ve manasýz bir uðraþýdýr; gerçek ilim ‘Tanrý böyle buyurdu’, ‘Peygamber böyle buyurdu’ ile uðraþan ilimdir, kalaný, þeytanýn kalplere doldurduðu kuruntudan ibarettir»” [46] anlayýþýnýn yerleþmiþ olduðu bir ortamýn varlýðý göz önünde tutulduðunda, Evliya Çelebi'nin - çaðýnýn “dünya standartlarýna” uyan ve hamlelerinin püf noktasýný oluþturan - bilim konularýyle fazla oyalan(a)mayýþýnýn yadýrganacak bir tarafý kalmamaktadýr; yine de yer yer bu gibi konulara deðinecek olmuþsa, anlattýklarý, Viyana'da gördüðü(nü savladýðý) cerrah becerilerinin ve buna benzer baþka “gözlemlerinin” olsa olsa heyecan uyandýrýcý ve herhangi bir derinliðe ulaþamayan birer canlandýrmasýndan ibarettir. [47] Hezarfen Ahmed Çelebi gibi teknik deneylere giriþenlerin etkinliklerini de birer tecessüs konusu olarak sunmuþtur. [48] Gezilerinde rastladýðý medreseleri ve bilginleri tanýtýþ biçimi, 17. yüzyýl Osmanlý týbbýnda yüzyýllar önce Ýslam kültür çemberinde bilinenlerin ötesine geçilemediðini göstermiþ oluyor. [49] Bilginler hakkýnda söyledikleri de döneminin Osmanlý bilim anlayýþýna ýþýk tutuyor. Birçok kiþi hakkýnda verilen bilgi, gömülü olduðu yer ile sýnýrlý kalmýþ. [50] Deðerlendirmelerinden, bilginlerin doða bilimlerinden çok ilâhiyat alanýnda güçlü olmalarýný, “...Kurân'ý Kerim hafýzý olup on türlü okumasýný bil”melerini [51] veya “...Sade yüzkýrk cilt eseri” olmasýný [52] nitelik ölçütü olarak kabul ettiði anlaþýlýyor. “...Yazdýðý ve yaydýðý kitap ve eserlerin sayýsý belli olmayacak kadar çoktur...Yaþadýðý devrin tek adamý sayýlýrdý... Gaibden haber verme ilminde dünyada tek idi.” [53] Seyahatname'nin bu havasý, Yüksek ortaçaðýn sonlarýndan itibaren açýlmaða baþlayan Doðu ile Batý arasýndaki uçurumun nasýl büyüdüðünü, 13. yüzyýlda kendini Doðu'dan erginleþtirebilen ve yarým binyýllýk zahmetli bir dünyevîleþme sürecine giren Batý'nýn o çatallaþmadan beri hangi yollarý katettiðini gözler önüne seriyor. Bu gerçek hesaba katýldýðýnda ise, Evliya Çelebi'nin Viyana'daki Stephan Kilisesi'nin kitaplýðý karþýsýnda duyduðu hayranlýðý ve artýk kendi döneminin Osmanlýlarýnýn kitaba Avusturyalýlar kadar özen göstermediklerine dair içtenlikli serzeniþiyle [54] duyarlýk bile sergilediði teslim edilmelidir. Gerçek yaþantý gibi naklettiði birçok gözlemiyle araþtýrmacýlara hazýrladýðý bilmeceler, neyin hayal, neyin gerçek olduðu sorusu ile sýnýrlý deðildir. Kimdir bunlarý yaratan kiþi? Akraba adlarý, çaðdaþlarý ve belirli tarihleri zikretmekte - zaman zaman tutarsýz da olsa - çekingen davranmayan Evliya Çelebi'nin, o adlar ve olaylarla baðlantýsý bulunamamýþtýr [55]. Kendini “Evliya (Çelebi/Efendi) Ýbn Derviþ Mehmed Zillî” veya “Seyyah-ý âlem ve nedîm-i beni âdem evliyâ-i bi riyâ” [56] olarak adlandýran bu çelebi kiþi, sýnýrsýz bilgi aktarma hevesine raðmen bize gerçek adýný [57] açýklamamýþtýr! |
|
Son Güncelleme ( Friday, 02 June 2006 )
|
|
|
Gökçeharman (Keklikpýnarý) |
|
Monday, 01 May 2006 |
GÖKÇEHARMAN KÖYÜ | Köyümüzün zengin bir bitki örtüsübulunmaktadýr. Çam, ardýç, meþe, diþbudak, ýlgýn, kavak, söðüt, alýç, sürsülük,kuþburnu, karamuk, daðun, böðürtlen, can eriði, kayýsý, ahlat ve iðde gibi aðaçlarýn yaný sýra; ýþkýn, madýmak, kuzu kulaðý, yemlik, çiðdem, nevruz, kazan karasý, evelik, ýsýrgan otu, anýk, karpuz, kekik, dað sarmýsaðý, solucan otu, hava yapraðý, mantar, kenger, teke sakalý, elmacýk, kemlik, kaþýr ve pürçekli gibi yenilebilen bitkiler de bulunmaktadýr. Bunlardan baþka; menekþe, papatya, nergis, sümbül, kardelen, lale, gelincik ve adý daha bilinmeyen yüzlerce çeþit çiçek, bitki bilimcilerin ve floracýlarýn keþfini beklemektedir. Yabani hayvanlara gelince; ayý, kurt tilki, tavþan, domuz, geyik (dað keçisi), kösnü, porsuk, sansar, kirpi, yýlan, kaplumbaða, kertenkele ve kubaðayý sayabiliriz. Keklik, býldýrcýn, sýðýrcýk, kara tavuk, serçe, karga, kartal akbaba, atmaca, balaban, baykuþ, güvercin, aðaç kakan gibi kuþlarýn yaný sýra, börtü böceði saymakla bitmez. Köyümüzün özgün yemeklerine gelince; haþýl, herle, keþkek, cumur, sýrýn, sac arasý kömbe, külleme, tirit, kaygana, pýtpýtýlý küt, bulgur pilavý, koyutmaç, paça, ayranlý köfte, sarýmsaklý yumurtalý kenger, eriþte, tarhana, yarma çorbasý, hor herlesi fpýtpýtý çorbasý) ayranlý çorba, yemlik çorbasý, yaðda kýzarmýþ sütlü ekmek yufkasý, kuymak ve un helvasýný sayabiliriz. Merkezi Anakara'da Gökçeharman-Keklikpmarý Köyü Kültür ve Dayanýþma Derneði 1994 yýlýnda kurulmuþ olup, derneðin Divriði'de þubesi bulunmaktadýr. Derneðimiz her yýl geleneksel Döner Günü düzenlemektedir. 1998'de Bolu-Gölcük'de bir piknik düzenleyerek, Ýstanbul ve Ankara'daki köylüleri buluþturdu. Ayrýca derneðimiz her yýl Ankara ve çevresinde piknik ve geziler düzenlemektedir. Derneðin köye dönük çalýþmalarý ise; Sivas Köy Hizmetleri Teþkilatý'nýn ve Divriði eski Kaymakamý Bilal Çelik'in de katkýlarýyla köyün yollarýnýn bakýmýnýn yaptýrýlmýþ olmasý ve köyün kadastro çalýþmalarýnýn tamamlanmýþ olmasýdýr. Köy ve köy yaþamý ile ilgili olarak yazýlacak çok þey bulunmaktadýr. Bir sayfaya sýðdýracak kadar da olsa, köyümüzü anlatmamýza fýrsat vererek sayfalarýnýn bize açan Divriði Harman Dergisi yöneticilerine sonsuz teþekkür eder, bütün Gökceharman'lýlara bu vesileyle selam ve sevgilerimi gönderirim., Mehmet ZAMAN Gökçeharman-Keklikpmarý Köyü Kültür ve Dayanýþma Derneði Allý turnam senden selam ederim Sorarsam tanýr mýsýn keklik pýnarý Kýnalý keklikler seker taþlardan Görsen tanýr mýsýn gökçeharmaný
Çiðdemdir nevruzdur kýrlarda biten Ýkrarsýz kalýr mý keverde diken Süslük, karýmak, madýmak, desem Görsen tanýr mýsýn gökçeharmaný
Hani kýþ bitince gelir ya baha Nazlý gelin gibi süslenir daðlar Kekik, yavsan kokar ovalar, baðlar Görsen tanýr mýsýn gökçeharmaný
Köyün etrafýnda daglar sýralý Að pýnar, büyük çam derin dereli Avþar istasyonu çartýl inanký Görsen tanýr mýsýn gökçeharmaný
Köyümde baþkadýr baharlar yazlar Aþýk dile gelir tutuþur sözler Çiçeði burnunda gelinlik kýzlar Görsen tanýr mýsýn gökçeharmaný
Gelip geçerken yanlýz söðütten Keklik pýnarý hiç düþer mi dilinden Gör bülbülün dili yanmýþtýr gülden Görsen tanýr mýsýn gökçeharmaný
Degrekli magrasý suyunda yazlar Ýçtikçe Suyunu göðüsler kýzlar süte durur koyun doyar kuzular Görsen tanýr mýsýn gökçeharmaný
Asma köprüsünden gelip geçilir Gözlerden soðuk sular içilir Kayýþ kýran derler pek çok aþýlýr Görsen tanýr mýsýn gökçeharmaný
MEHMET ZAMAN derki yaktýn kul ettin beni Bir damla zerreydim sel ettin beni Ölmezdi hasretten böyle bir garip Görsen tanýr mýsýn keklikpýnarý (Gokceharman.com dan alinmistir) | Gökçeharman Köyü; Ömeran ve Keklikpýnar'dan oluþan, geniþ yayla ve meraya sahip bir köydür. Her iki yerleþim birimi de, eskiden yoðun bir nüfusu barýndýrmasýna raðmen, Divriði köylerinin göçlere yenik düþen makus talihinden nasibini fazlasýyla almýþ olup, Divriði'ye 44 km uzaklýktadýrlar. 1970 Yýlý nüfus sayýmýna göre 256 kiþi olan köy nüfusu giderek azalmýþ, 1975 yýlýnda 215'e, 1980 yýlýnda 136'ya, 1985 yýlýnda 103'e, 1990 yýlýnda 62'ye ve 1997 yýlýnda da 21'e kadar düþmüþtür. Bugün için yaz aylarýnda nüfus ve aile sayýsý artmakla birlikte; Keklikpýnar'da 2, Ömeran'da ise 4 aile sürekli olarak ikamet etmektedir. Halen Divriði'de 60, Ankara'da 20, Ýstanbul'da 20, Ýzmir'de 2 ve Adapazarý'ýnda 3 aile oturmakla birlikte, çoðu Marmara Bölgesinde oturmak üzere, yurdun birçok iline daðýlmýþ çok sayýda aile bulunmaktadýr. Köy halkýnýn büyük bir bölümü Divriði Demir Çelik Ýþletmeleri'nde ve Devlet Demir Yollarý'ýnda çalýþmaktadýrlar. Köyümüzde okuma yazma oraný yüksek olup; doktor, öðretmen ve mühendislerimiz bulunmaktadýr. Gökçeharman Köyü; Yalnýzsöðüt, Ýnallý, Güvenkaya, Meliköy, Kürtbeyaz, Dýþbýdak ve Güneþ Köyleri ile sýnýr komþusudur. Köy sýnýrlarý içinde, eski bir kervan yolu bulunmaktadýr. Bu yol, 19501i yýllara kadar faaldi ve yolda Kýrkgöz Tuzlasý'ndan, katýrlar ve eþþeklerle Malatya tarafýna sürekli tuz taþýnýrdý. Köyümüz; daha önceleri de yerleþim yeri olup, bu yerleþim yeriyle ilgili hala ev ve arazi yerleri bulunmaktadýr. Köyün üst kýsmýnda ki Kaþüstü Mevkii'nde bir köy olduðu söylenmekte ve söz konusu mevkide kýrýk cam ile kýrýk testi parçalarý bulunmaktadýr. Öte yandan; bu eski köyün, bir Ermeni köyü olduðu düþünülmektedir. Gerek Ömeran gerekse de Keklikpýnar, coðrafik þartlar bakýmýndan özellikle yayla hayvancýlýðýna elveriþli olduðundan, dedelerimizin hayvancýlýk yapmak için buralara göç ettikleri tahmin edilmektedir. Keklikpýnar'da bulunan soylar þunlardýr: AYDINLAR: Cafer ZAMAN, 1285/ Avþarcýk. Abidin AYDIN, 1265/Gökçeharman. ÞÝMÞEKLER: Hasan ÞÝMÞEK, 1313/Avþarcýk. AYDOÐANLAR: Ali AYDOÐAN, 1291/Gökçeharman. AKDEMÝRLER: Kako AKDEMÝR, 1271/Özbaðý. ASLANLAR: Mehmet ASLAN, 1287/Þahin. DEDELER: Maksut ERDOÐAN, 1250/Gökçeharman.SÖNMEZLE R: Hüseyin SÖNMEZ, 1288/Tekke. AYVAZLAR: Mustafa KARAKAYA, 1267/Gökçeharman. Bu ailelerin; Tunceli, Çemiþkezek, Pertek, Elazýð, Harbut, Erzincan, ve Kemaliye yörelerinden 150-200 yýl önce göç ettikleri bilinmektedir. Bu aileler, Hormek, Kureyþan ve Kurmaç aþiretlerine mensuptur. Kureyþan'lar. ve Hormeklini. Dersimin Çemiþkezek beldesi kökenli olup, adlarýnýn "horasan" kelimesinden bozma olduðu tarihçede yazmaktadýr. Bunlardan bir kýsmý Divriði'nin Avþarcýk Köyü'nde oturmaktadýr. Keklikpmar'a da bu köyden gelip yerleþmiþlerdir. Aydoðanlar; Tunceli'den Erzincan'a, oradan da Keklikpmar'a gelerek yerleþmiþlerdir. Kurmaçlarise; Pertek kökenli olup, Divriði'nin Adatepe köyü, Çobanduraðý Köyünün Kýrklar ve Zeynikler Mezralarý, Duruköyü Burmahan Mezrasý ve Kemaliye'nin Dillt-Yokuþbaþý Mezrasý gibi yerlerde yerleþik durumdadýrlar. Ömeran'daki soylar ise, þunlardýr: ELEMANLAR:Sülo ELEMAN, 1270/Höbek. KAYALAR: Mehmet KAYA, 1301/Gökçeharman. KÝLÝTLER: Ali KÝLÝT, 1303/Gökçeharman. ÖRDEK, ÖZGÜR, ÖZKUL VE ÖZDENLER: Ayný aileden, ayrýlmaktadýrlar. Maksut ÖRDEK, 1298/Gökçeharman.ÖZCANLAR: Hüseyin OZCAN, 1281/Gökçeharman. ÖLMEZLER: Süleyman ÖLMEZ, 1304/K:Maraþ. PEKDEMÝRLER: Mehmet PEKDÝMER, 1274/Gökceharman. TÜRKMENLER: Cuma TÜRKMEN, 1277/Gökçeharman. TOKTAÞLAR: Yusuf TOKTAÞ, 1270/Gökçeharman. SEMÝZLER: Bekir SEMÝZ, 1238/Gökçeharman. UYANIKLAR: Süleyman UYANIK, 1283/ Gökçeharman. ÇAKMAKLAR: Ali ÇAKMAK, 1275/Gökçeharman. Ömeran'da yaþayan bir kýsým ailelerin Höbek Köyü'nden gelip buraya yerleþtiði bilinmektedir. Ömeran'daki diðer ailelerin ise, tamamen boþalmýþ olan Divriði'nin Gezey ve Baðdere Köyleri'nin mensubu olduðu Reþolular Kelecioðlu Aþireti'nden olduklarý tahmin edilmektedir. Keklipýnar'daki maðara, ören yerleri ve harabelerden, daha önce de buralarda yaþam olduðu anlaþýlmaktadýr. Bu ören yerlerinin arkeolojik yönden incelenmesinin uygun olacaðý düþünülmektedir. Ömeran'da, ulu bir ardýç aðacý kutsal sayýlmakta ve her Cuma günü o aðacýn dibinde ýþýk yandýðýna inanýlmaktadýr. Ayrýca, Büyük Kilise Kolu ve Küçük Kilise Kolu olarak geçen yerlerin de eski yerleþim yerleri olduðu bilinmekte olup, halen kalýntýlarý mevcuttur. | |
|
Son Güncelleme ( Friday, 02 June 2006 )
|
|
| | << Baþa Dön < Önceki 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 784 - 792 Toplam: 806 |
|
|
|